wrong
1. affedilmez, bağışlanamaz
2. haksızlık, hata, suç, yanlış yol
3. eziyet etmek, günahına girmek, haksızlık etmek
4. bozuk, haksız, hatalı, ters, uygunsuz, yanlış
5. ters, ters olarak, yanlış
6. (i.), (s.), (z.), gadretmek, yanlış olarak, zulmetmek
- kusur; yalan; haksızlık; gadir
- zulüm; zarar; sapıklık
- (f.) yanlış; haksız; ters; uygunsuz; usule uygun olmayan; bozuk; makbul olmayan; istenilmeyen; ahlaksız; (z.) yanlış şekilde
- fena surette; (i.) günah; hata
- sapmak. say the wrong thing pot kırmak. I don't see anything wrong with it. Onda hiç bir acayiplik görmüyorum. Bunda hiç bir sakınca görmüyorum. What'(s.) wrong with him? Onun nesi var? The party started on the wrong foot. Toplantı aksiliklerle başladı. He is on the wrong side of sixty. Altmışını geçkindir. The water went down the wrong way. Su genizine kaçtı. Don't get me wrong. Beni yanlış anlam
- haksızlık etmek; yanlış şekilde göstermek; lekelemek. wrong font (matb.) yanlış takımdan harf. wrong side out tersi yüzüne dönmüş. go wrong yanılmak
- yanlış yol; (f.) hakkını yemek veya iptal etmek; zarar vermek
