| I'm so tired of being here | Burada çocukca korkularım tarafından |
| suppressed by all my childish fears | bastırılmış halde bulunmaktan çok yoruldum. |
| And if you have to leave | Ve eğer gitmek zorundaysan |
| I wish that you would just leave | Hemen gitmeni dilerim. |
| Cause your presence still lingers here | Çünkü varlığın burada takılı kalıyor. |
| And it won't leave me alone | Ve beni yalnız bırakmayacak. |
| These wounds won't seem to heal | Bu yaralar iyileşecek gibi gözükmüyor. |
| This pain is just too real | Bu acı fazlasıyla gerçek. |
| There's just too much that time cannot erase | Zamanın silemeyeceği çok fazla şey var. |
| When you cried I'd wipe away all of your tears | Ağladığında tüm gözyaşlarını silerdim. |
| When you'd scream I'd fight away all of your fears | Bir feryadında tüm korkularınla savaşırdım. |
| I held your hand through all of these years | Tüm bu yıllar boyunca elini tuttum. |
| But you still have all of me | Fakat hala bana tamamen sahipsin |
| You used to captivate me by your resonating light | Sen beni tınlayan ışığınla büyülerdin. |
| Now I'm bound by the life you left behind | Şimdi ardında bıraktığın hayat beni kuşattı. |
| Your face it haunts my once pleasant dreams | Yüzün, benim bir zamanlar güzel olan rüyalarımı ziyaret ediyor. |
| Your voice it chased away all the sanity in me | Sesin mantığımı aldı götürdü. |
| These wounds won't seem to heal | Bu yaralar iyileşecek gibi gözükmüyor. |
| This pain is just too real | Bu acı fazlasıyla gerçek. |
| There's just too much that time cannot erase | Zamanın silemeyeceği çok fazla şey var. |
| I've tried so hard to tell myself that you're gone | Kendime gittiğini söylemek için çok uğraştım |
| But though you're still with me | Buna rağmen hala benimlesin. |
| I've been alone all along | En başından beri yalnızım. |