İngilizceTürkçeİngilizce CümleTürkçe Anlam
aftersonraAfter I finished the report, I went out for lunch.Raporu bitirdikten sonra, yemeğe çıktım.
althoughrağmen, karşınAlthough it was raining, she went out for a walk.Yağmura rağmen dışarıya yürüyüşe çıktı.
even thoughrağmen, karşınEven though she is good at music, she doesn't want to be a musician.Müzikte iyi olmasına rağmen, müzisyen olmak istemiyor.
thoughrağmen, karşınThough she was inexperienced, they preferred her.Tecrübesiz olmasına rağmen onu tercih ettiler.
andve, ileCats and dogs don't get along well.Kediler ve köpekler iyi geçinemezler.
asçünkü, -iken, gibiAs it was very cold, we decided to eat inside the restaurant.Çok soğuk olduğu için restoranın içinde yemeğe karar verdik.
assuming thatfarzedelim ki, varsayarakShe hopes to go on a long vacation, assuming she passes all her exams.Bütün sınavlarını verdiğini varsayarak uzun bir tatile gitmeyi umuyor.
becauseçünkü, nedeniyle, -dığı içinShe went to bed early because she was tired.Yorgun olduğu için erkenden yattı.
beforeönceBefore she left home, she had made a phone call.Evden çıkmadan önce bir telefon görüşmesi yaptı.
butama, fakat, ne var kiHe was driving the car fast but carefully.Arabayı hızlı fakat dikkatli sürüyordu.
either... orya ... ya da ...Either you leave or I'll call the police.Ya gidersin ya da polisi arayacağım.
foriçin, nedeniyle, amacıylaWhales face danger of extinction for man hunts them in large numbers.İnsanlar büyük miktarlarda avlandıkları için balinalar soylarının tükenmesi tehlikesiyle karşı karşıya kalıyorlar.
ifeğer, -se, -saIf you were a bit more responsible, you wouldn't be in this mess.Eğer birazcık daha sorumlu olabilseydin, bu karmaşanın içinde olmayacaktın.
if-ıp -ıpmadığınıI don't care if he likes it or not - I'm coming!İsteyip istemediği umrumda değil, geliyorum.
inasmuch asçünkü, -diğine göreArt is a reality, not a definition; inasmuch as it approaches a reality, it approaches perfection.Sanat, gerçeğin kendisidir, tanımı değil; çünkü gerçeğe yaklaştıkça mükemmelliğe yaklaşır.
lest-ecek diye, -masın diyeThey didn't turn the volume up lest they may disturb the neighbours.Komşuları rahatsız etmesinler diye sesi çok açmadılar.
neither... norne... ne deI neither know nor care where he is.Onun nerede olduğunu ne biliyorum ne de önemsiyorum.
norne, ne deHe doesn't like meat, nor does he like fish.Ne eti ne de balığı sever.
oncebir kez, -ir -mezOnce you make a mistake, you should correct it immediately.Bir kere hata yaptığında, onu hemen düzeltmen gerekir.
orveya, ya daI will stay in a dormitory or rent a house.Yurtta kalacağım ya da ev kiralayacağım.
otherwiseaksi takdirdeI'd better write it down, otherwise I'll forget it.Yazsam iyi olur, aksi taktirde unutacağım.
provided (that)koşuluyla, ... olmak kaydıylaHe may come along, provided that he doesn't make noise.Ses çıkarmamak koşuluyla, gelebilir.
providingeğer, şayet, şartıylaYou friends can also come to the party providing they bring their own drinks.Kendi içeceklerini getirmeleri koşuluyla partiye arkadaşların da gelebilir.
since-den beriWe haven't seen each other since we left school.Okuldan ayrıldığımızdan beri birbirimizi görmedik.
sinceiçinSince they didn't wait for me, I had to go alone.Beni beklemedikleri için yalnız gitmek zorunda kaldım.
sobundan dolayı, bu yüzdenMy knee started hurting so I stopped running.Dizim ağrımaya başladı bu yüzden koşmayı bıraktım.
so thatiçin, böyleceI wrote down a to-do list so that I could remember everything.Yapılacaklar listesi yazdım, böylece her şeyi hatırlayabildim.
supposingvarsayalım ki, eğerWe'd love to see you on Saturday, supposing I don't have to work that day.Eğer o gün işim olmazsa seni Cumartesi görmekten mutluluk duyarız.
than-dan, -denIt cost less than I expected.Beklediğimden az tuttu.
that-dığıI am not sure that he will come.Geleceğinden emin değilim.
unless-mazsa, -madıkçaUnless this case explained properly, it will continue to confuse people.Bu olay doğru dürüst açıklanmadıkça, insanların kafasını karıştırmaya devam edecek.
until-değin, -e kadarI had never heard of that author until you told me about her.Sen bahsedene dek o yazarı hiç duymamıştım.
till-değin, -e kadarShe will wait for me till I finish my work.İşimi bitirene kadar beni bekleyecek.
wheneverher ne zaman olursa, her ... -diğindeI feel very happy whenever I see him.Onu her gördüğümde mutlu oluyorum.
wherenereye, -dığı yerdeCould you tell me where the hospital is please?Lütfen hastanenin nerede olduğunu söyler misiniz?
whereas-iken,-diği için, iseHe must be about fifty, whereas his wife looks about thirty.O elli yaşında olmalı, eşi ise otuzunda görünüyor.
whereverher nerede, neresiWherever you live, there will always be disadvantages.Her nerede yaşarsan yaşa, hep bir dezavantaj olacaktır.
whether ... (or not)olup olmayacağını, -ip -meyeceğiniI doubt whether it'll work.İşe yarayıp yaramayacağından şüpheliyim.
whilesırasında, -ikenWhile I was walking up the street, I ran into an old friend of mine.Sokakta yürürken eski bir arkadaşıma rastladım.
yetfakat, ancakShe didn't feel well, yet she still went to work.Kendini iyi hissetmiyordu, fakat işe gitti.
just as-kenJust as I was leaving home, the postman arrived.Tam evden çıkarken postacı geldi.